Ölümün en kötü yolu diye bir şey var mı? - Tanatoloji ve Ernest Becker
barefoot tarafından 06 Şubat 2010, Cumartesi tarihinde yazıldı.

Ölümlülüğü ile yüzleşen insan?
Ölüm etrafımızda dolanırken çoğu insan sürekli onu düşünmekten kaçınır. Ama bazı kültürlerdeki insanlar ölümü düşünmekten kaçınırken diğerleri bunun çarpıcı bir çalışma alanı olduğunu düşünür. Bütünüyle ölüm ve ölmeye aynı zamanda yas gibi süreçlere adanmış bir düşünce alanı vardır. Buna tanatoloji denir.
Tanatolojistler insanların hiç ölmeyecekmiş gibi kendilerini kandırmak için ölümü sınıflara ayırdığına inanır. Maalesef ki kendi ölümlülüğümüz ile hatta çevremizdekilerin ölümleriyle yüzleşemediğimiz için; ölüm en sonunda kapıyı çaldığında pusuya düşeceğiz. Daha kötüsü hayatımızı mümkün olan en iyi şekilde yaşamayı başaramayacağız: Tanatolojistlere göre ölümlülüğünü kabul etmiş kişi hayatı tam manasıyla yaşar.
Ölümle uğraşanlar, doktorlar, cenaze işi yapanlar, psikologlar, son yüzyılın başından önceleri ölüm Batı kültüründe hayatın belirgin bir parçasıydı. Bir kişi öldüğünde genelde evde ölürdü. Cesedi genelde bir yatakta veya kanepede salonda dururdu ve yemekler etrafında yenilirdi. Aile üyeleri yakınında uyurdu. Profesyonel fotoğrafçılara ailenin ceset ile fotoğrafları çektirtilirdi hatta bazen ceset fotoğraflarda canlı gibi görünsün diye gözleri açılırdı.
Bu süreç genelde kişi öldükten sonraki gömülene kadar geçen günler içinde gerçekleşirdi. Hem yetişkinler hem de çocuklar cesetle temas halinde olurlardı. Bu yolla çocuk ölümle sosyal etkileşim kurar ve bugünkü bir çocuktan daha kolay bir biçimde ölümlülüğünü kabul edebilirdi.
Peki ölüm neden kabul edilmesi bu kadar zor bir durum? Bilinmeyenden korkmak kesinlikle bir sebep ama başka bir sebep daha var o da modern tıbba daha ulvi nitelikler yüklenmesidir.
Bir yüzyıl önce kanserli bir kişi ölürdü. Bugünse modern tıbba erişimi olan bir kişinin daha çok yaşama şansı var. Bu bakımdan bazıları tıbbı ölümü alt etmenin bir yolu olarak görür ve bir gün öleceklerini kabullenmek yerine kendilerini kaçınılmaz kaderden kurtaracak tıbba yönelirler.
Bu durum psikolog Ernest Becker'a göre dikkat dağıtmaktır. Becker, “Denial of Death” (Ölümü Reddetmek) kitabıyla 1974 yılında Pulitzer ödülü kazandı. Kültürün genel olarak bizim ertelenemez ölümümüzden dikkatimizi başka yöne çekmeye hizmet ettiği fikrini ilk ortaya süren kişi de kendisiydi.
Bu sanki hepimiz aynı lunapark treninde yavaşça en yüksek tepeye tırmanıyormuşuz gibi bir şey. Doruk noktası ölüm ve hepimiz eninde sonunda oraya varacağız. Bu metafordaki kültür; tren yolunun yanındaki, bazı kişilerin tepeye bakıp arkasında ne var diye düşünmek yerine baktıkları, dev televizyonlardır. Bazıları dikkatlerinin dağılmasına izin verse de hepimiz içten içe Dünya üzerindeki sınırlı vaktimizin farkındayız. Becker'ın düşüncesinde bu durum işgaller ve savaşlar gibi agresif hareketlerle dışa vurulan anksiyete ve keder duygularına sebep olur. Beckerr'ın çalışma alanı (ölüm psikolojisi diye de geçer) ölmek için en kötü yolu bize sunuyor aslında . Kültürün bizi ölümle yüzleşmekten alıkoyması durumu söz konusuysa bu bizi hayatlarımızı boşa harcamaya da itebilir. Becker'a göre en kötü ölüm önemsiz bir hayat yaşamaktır.
| Makale İçeriği |
|---|
| Ölümün en kötü yolu diye bir şey var mı? |
| Tanatoloji ve Ernest Becker |
