Hermetizm Nedir - Hermetizmin Rönesansa Etkisi

Marsilio Ficino and the Return of Hermes Trismegistus
Rönesans’ın en belirgin özellikleri, insanın potansiyellerinin sınırsız olduğu inancı ve insanın her şeyin ölçüsü olduğu görüşüdür. İlginç olan Rönesans’ın bu düşünceleri Hermetik geleneklerden almış olmasıdır. 15.yy başlarında bilim adamları canlandırmaya çalıştıkları eski bilgelikte, Hermetik metinlerin ne denli ağırlıklı bir yeri olduğunu anlamışlardı.
Rönesans’ta Mısır için beslenen tutku, öncelikle Mısır’ın gizemler ve kutsal inisiyasyon törenlerinin kaynağı olduğu inancına bağlıydı. Mısır tüm bilimlerin ve sanatların kaynağı olarak görülüyordu. O dönemdeki insanlarda geçmişe özlem vardı ve kaynakların peşine düşüyorlardı. Hıristiyanlığın ardında Pagan Roma, Roma’nın ardında Helen düşüncesi aranıyordu. Giordano Bruno’nun belirttiği gibi Helen’in ardında ise Mısır vardı. 1460’da, daha önce de belirttiğim gibi Ficino’nun da bu eserlere yoğunlaşmasına bakılarak; Rönesans akademilerinin örgütlenme biçimi olarak Neoplatonculara benzemekle birlikte, Platon ve Pythogoras felsefelerine, bilim, sanat ve büyüye hep Mısır tarafından baktıkları söylenebilir.
15.yy’ın sonlarında ünlü düşünür ve gizemci Pico della Mirandola, Neoplatoncu düşünce ve Hermetik geleneklerle Kalaba’yı birleştirdi. Kabala, kısmen Tanrı tarafından Musa peygambere verildiğine inanılan bir sözlü geleneğe, kısmen de gelişmiş nümerolojiye dayanan ezoterik bir Yahudi mistisizmiydi. Yahudi gelenekleriyle Mısır geleneklerini birleştirme çabasını 16.yy’da Campanello da sürdürdü. Hıristiyanlığın katı kurallarla dolu evrenini aşmakta yaratıcı Rönesans düşünürleri için Mısır ve Hermetizm’den başka bir alternatif yoktu.
Yalnızca 1471 ile 1641 yılları arasında Ficino’nun Hermetica ( Hermes’in külliyatı Corpus Hermeticum adıyla bilinmektedir) çevirileri yirmi beş, Patritius’un çevirileri altı basım yapmıştır. 1400 ile 1700 yılları arasında batılı gezginler tarafından Mısır’ı anlatan 250 kitap yayınlanmıştır. Bu çevirilerde Hermes’in kabul ettiği evren modelinin Aristoteles ve Batlamyus’un kürelerle dolu evren modeli olduğu anlaşıldı. Bu evren ilahi varlıklarla yönetilmekte, büyü, astroloji, simya ve diğer gizil “bilimler” sayesinde işlemekteydi. Temelindeki felsefe bir tür Gnostisizm’di. Dünya ile insan arasında mistik bir iletişim kurarak insanın kendi içindeki ilahi unsurları açığa çıkarabileceğini öğretmekteydi. Külliyatlardaki bazı bölümler Kabala ile ilgiliydi. Diğer bölümlerde de büyü ile ilgili çeşitli uygulamalar vardı. Bütün bölümlerde yoğun ve derin dindarlık görülmekteydi. Hermes’ten faydalanarak Tanrı’yı sezgi yoluyla anlamak ve kurtuluşa ermek için gösterilmesi gereken ferdi çabalar ile ilgiliydi.
Hermetizm’in bu şaşalı görüntüsü ışığında; bilginin kaynaklarına ulaşmak için Mısır’a seyahat etmiş olmak, dogmalara saldırmayı bir ölçüde meşru kılıyordu. Örneğin, Paracelsus, büyük ihtimalle uydurma olmasına karşın Mısır’a gittiğini söylüyordu. Kendi yapıtlarını Hermesçi olarak nitelendiriyordu. Ne var ki Paracelsus, Newton’a kadar sürecek olan bir geleneğin ilk adımıydı. Bu gelenek, Yunan ve Roma tarafından korunması başarılamayan eski Mısır bilgeliğini yeniden elde etmek için deneylere yönelmeyi savunuyordu.
16.yy’da Hermesçiliğe ve Mısır’a duyulan ilgi kuşkusuz Rönesans kültürünün en saygı duyulması gereken yönüydü. Hermesçiliğin o dönemde verdiği en büyük ürün, bilimin ve araştırma özgürlüğünün öncüsü Giordano Bruno kişiliğinde ortaya çıkmıştır. Bruno, kendisinden öncekilerden ve çağdaşlarının tümünden daha ileri gitmiş olması bakımından olağanüstüdür. Tüm çabalarına karşın Bruno’dan önceki Hermesçiler, Hıristiyanlık tarafından çizilen sınırlar içinde kalarak, Mısır düşüncesini İncil’de yer alan bilgilerden öteye taşıyamamışlardır. Oysa Bruno, Mısır bilgeliğine ulaşabilmek uğruna, yalnızca Hıristiyanlığın değil, Yahudiliğin bile ötesine geçmeye cesaret etmiş, üstelik bu çabanın hem entelektüel hem de siyasal açıdan gerekliliğini vurgulamıştır. Ona göre; Hermesçi Mısır inançları aslında gerçek dinin ta kendisidir. Hıristiyanlığın sınırlarını aşan Bruno, inançları yüzünden Engizisyon tarafından yakılarak öldürülmüştür.
Hermetizm’in bilim üzerindeki etkileri, Kopernik’in şekillendirdiği devrim ve onun Güneş merkezli evren görüşünü incelediğimizde açıkça ortaya çıkacaktır. Ancak şimdiden Hermetizm’in bilimde gözlem yapmayı teşvik edici bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu güçlü ve saygı gören yazılar, Ficino’nun tercümesi sayesinde kısa sürede yaygın olarak elde edilebilir hale gelmiştir. Etkileri hem deneyciler hem matematikçiler üzerinde görüldü. Deneycileri etkiledi çünkü pratik denemeler ve deneyler, büyücülerin ve hatta bilgiç Rönesans Maguslarının sermayesindeydi. Matematikçileri etkiledi çünkü matematik, simya işlemleri için tamamlayıcı bir unsurdu. Ancak matematik Magusları başka bir sebepten, yeni bilimsel anlayış için daha önemli olan bir sebepten dolayı cezp etmişti: Hermetik yazıların içinde Platonculuğun evrene nicel bir yaklaşımı yücelten Pythagorasçı şekli yer almaktaydı. Bu da yaradılışla ilgili temel gerekçeleri ispatlamak için matematik kullanımına teşvik ediyordu.
| Makale İçeriği |
|---|
| Hermetizm Nedir |
| Hermetizmin Rönesansa Etkisi |
| Hermetizm'in En Temel Öğretileri |
Yorumlar
Üye Girişi
Siz de bildiğiniz konuları bizimle paylaşabilir, nassil.com'da yazar olabilirsiniz. Ücretsiz üye olmak için tıklayın.
